22 Kasım 2013 Cuma

Beklenen Gün Geldi!: Açlık Oyunları Ateşi Yakalamak

   Yaklaşık bir buçuk yıllık bir beklemeden sonra sonunda "Açlık Oyunları"nın ikincisi olan "Ateşi Yakalamak", vizyona girdi. Aynı herkes gibi ben de hemen sinemalara koştum, ama şunu söylemeliyim ki, serinin kitaplarını okumazsanız ne birinci filmi ne de ikinci filmi anlayabilirsiniz. Çünkü filmlerin belli bir süresi var ama kitapların her biri yaklaşık 400 sayfa. Yani o kadar kısa bir süreye bu kadar çok konuyu ve olayı sığdıramayacakları için çoğu sahneyi keserek filme eklemişler. Yani sahneleri birleştirip konunun genelini anlamak size kalmış bir iş. Ayrıca kitapları okurken bütün o arenayı zihninizde canlandırmak ve sanki polisiye bir dizi izler gibi bir sonraki olayda ne olacağını tahmin etmeye çalışmak da ayrı bir eğlence. 
   

  
    Ateşi Yakalamak'ta yeni karakterler de var. Örneğin 4. Mıntıka'dan Finnick veya yeni oyun kurucu Plutarch gibi. Tabii ki konu da farklı. İkinci filmin konusunda 75. Açlık Oyunları zamanı geliyor ve bu da başka bir oyun olan 'Çeyrek Asır Oyunları'nın üçüncüsü oluyor. bu seferki çeyrek asır oyunlarının  yarışmacıları daha önce kazananlardan seçiliyor. Bu da on ikinci mıntıkadan kız olarak kazanan sadece Katniss olduğundan kız haraç olarak onun, erkeklerden ise seçim yoluyla ya Peeta ya da Haymitch'in gitmesi demek oluyor. Ama her Oyunlar'da olduğu gibi yalnızca bir kişi kazanabilir -yine-. Böylece Katniss, Haymitch'den Peeta'yı kurtarmasını; Peeta ise tam tersi, Katniss'i kurtarmasını istiyor. 
    Size tavsiyem bu serinin birinci filmini beğendiyseniz, ikinciye gitmeden önce kitabını okumanız. Eminim ki bir kitabı okuduğunuzdan sonra seriye en baştan başlamak isteyeceksiniz.


  
   Yeni bir arena, 22'si tecrübeli diğer 2'si ise Başkent tarafından isyan simgesi olarak görülen yeni yarışmacılar ve bambaşka akıl oyunları ile AÇLIK OYUNLARI: ATEŞİ YAKALAMAK filminin tadını çıkarın!!!

21 Kasım 2013 Perşembe

Böyle Bir Aşk İsterdim: Paris'te Aşk

  En sevdiğim romanlar arasında yer alan "Paris'te Aşk" ın yazarı olan Stephanie Perkins'in başka bir kitabını okumadım ama ne zaman canım sıkılsa farkında bile olmadan kitaplığımdan bu kitabı alıp yaklaşık ıkı günde bitiririm. Okumayan herkese tavsiye ediyorum. 


  



  Kitabın konusuna gelirsek, Anna ailesinin zorlamasıyla lise sonu Paris Amerikan Okulu'ndan okumak için Paris'e gönderilir. Ve bu Anna için cehennemden farklı değildir. Çünkü geride en yakın arkadaşı ile bir süredir hoşlandığı çocuğu bırakmak ve okulun son yılında her şeye yeniden başlamak zorunda kalmıştır. Fakat tüm bu duygular Anna, Amerikalı, ama İngiliz akşamına sahip aynı zamanda Fransız bir ismi olan Etienne ile tanışınca ikinci kez düşünülmeye başlanır. 
  

Kitabın konusu biraz film gibi kabul ediyorum ama zaten kitabın içeriği ve yazarın anlatımı ile zihninizde canlanman sahneler de film gibi olduğundan dolayı gayet eğlenceli bir kitap.